‘Müzikte hep aynı kişiler öne çıkarılıyor’

‘Müzikte hep aynı kişiler öne çıkarılıyor’

Ekim 8, 2018 0 Yazar: admin

Müzik hayatına çocuk yaşta başlamış Ceren Gündoğdu. Biyografilerinde 9 yaşında Mimar Sinan Devlet Konservatuvarı piyano bölümünde başladığı yazsa da, kendisi müzik geçmişini daha da gerilere tarihliyor, ayna karşısına geçip tarakla şarkı söylediği günlere… Gündoğdu’nun iki teklisi “Tepetaklak” ve “Kardan Adam” geçen günlerde yayımlandı. Biz de yetenekli şarkıcının gelecek planlarını ve geniş özgeçmişini konuşmak üzere kendisiyle bir araya geldik.    Ceren Gündoğdu, müzisyen bir aileden geliyor. Annesi Türk Sanat Müziği, babası ise Türk Halk Müziği sanatçısı. Bu iki farklı türün çocukluğunda kendisine neler kattığını sorduğumuzda şu yanıtı veriyor: “Çok şanslı bir çocuktum tabii ki. Türk Müziği, Türk Halk Müziği dinleyerek büyüdüm. Çok küçük yaşta piyano çalmaya başladım, batı müziğiyle de erken yaşta tanıştım. Ama TSM ve THM bizim kendi müziğimiz olduğu için, o müziklerin zenginliğini bilmek, farklı şeyleri keşfetmeden önce kendini, kendi toprağını tanımana sebep oluyor. Kendi yazdığım şarkılarda da ya da şarkıları söyleyiş tarzımda da belirleyici bir etkisi oldu bu durumun. Çok yönlü bir müzisyen olmaya çalışmamı tetikleyen en önemli sebep bu. Müzik türlerinden öte müziğin kendisinin güzelliğine inanıyorum, müziği tek bir türle sınırlandırmaktan vazgeçip, bütün bakış açımı, yorumculuğumu, besteciliğimi belirleyen ve besleyen her şey farklı müzik türlerine sevgiyle yaklaşan bir ailenin kızı olmamdan kaynaklanıyor.”

‘Kategorize etmek kolay’

Brassolist grubuyla caz müziği yapan, dizilere pop şarkılarıyla katkıda bulunan, “Damdaki Kemancı” müzikalinde yer alan birinin bu çok farklı türleri bir arada götürmesinin zor olup olmadığını merak ediyorum. Kariyerinde nasıl ilerlemek istediğini soruyorum Gündoğdu’ya; “İnsan psikolojisi bu. Bir şeyleri kategorize etmek her zaman kolaydır. O yüzden de bir şarkıcıyı pop, caz ya da Türk Müziği şarkıcısı olarak adlandırmak hem dinleyicinin kafasını berraklaştıran hem de sanatçının kendisine şekil vermesini kolaylaştıran bir şey oluyor. Benim böyle bir kariyer yapıyor olmam bilinçli bir tercih mi, yoksa kendiliğinden gelişen bir şey mi diyecek olursan, bu aslında böyle masa başında oturup karar verdiğim bir şey değil aslında. Hani, çanakta ne varsa kaşığa o gelir misali…” yanıtını veriyor.  Önceleri Cranberries de dinlediğini, Norah Jones’u ilk dinlediği andan itibaren kendisini onun gibi bir proje yaparken hayal ettiğini ifade eden müzisyen, “Dinlediğim ve sevdiğim her şeyin bana nüfuz etmesi sonucunda projeler kendiliğinden gelmeye başladı. Aslında müzikal projesi de öyle, TRT’de yaptığım program da o şekilde gelişti. Kendi şarkılarım, bütün bunların süzgecinden geçerek yine böyle böyle ortaya çıktı. Aslında planlanmış, çalışılmamış demek istemiyorum çünkü çok emek var işin arkasında, sadece planlayıp bunu da yapsam bunu da yapsam diye yola çıktığım bir şey değil. Benim renklerimin yansıması olarak hep böyle farklı projeler çıktı önüme” diyor ve “Kendi müzisyen çevremde de dinleyici kitlemde de bununla ilgili eleştiri aldığım da oluyor: ‘Tek caz söylesen daha iyi değil mi, tek pop söylesen daha iyi değil mi? Kendini böylelilikle isim olarak duyurman daha fazla olur…’ Ama ben bu işe stratejik bir oyun olarak bakmıyorum, sevdiğim şarkıları söylemeye devam ettiğim için de farklı türleri söylemeye devam ediyorum. Tabii bazen böyle gurbetçi gibi bir durum oluyor. Hiçbir yerde kabul görmemek gibi… Ben yine de kendimi olduğum gibi ifade etmeye devam ettiğim sürece bunun insanlara daha samimi ve daha iyi geleceğini düşünüyorum. O yüzden bu şekilde yol almaya, stratejik oyunlardan uzak durup sevdiğim şeyleri söylemeye devam edeceğim” diye ekliyor.

Sosyoloji birinciliği…

Lise yıllarında da Kasdav Liselerarası Müzik Yarışması’nda iki sene üst üste de birinciliği var Gündoğdu’nun. Bütün bunların yanında akademik başarıları da dikkat çekici. 2011 yılında Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nü birincilikle bitirmiş. Çocukluğundan lise yıllarına müzikle bu kadar iç içeyken üniversitede neden sosyoloji diyorum. Gündoğdu şöyle yanıtlıyor: “Ben çok meraklı bir çocuktum. Hâlâ da öyle görüyorum kendimi. Müzik, bahsettiğimiz üzere aile geleneği, bir şekilde onun içinde büyüdüm ama başka şeyler de öğrenmek, başka yerlere dokunmak, kendimi geliştirmek çok istiyordum. Bu ülkede hep mühendis olmak çok artı bir şey olarak görülür ki çok değerli bir şey, o ayrı. Ama toplumu bilmek, insanı bilmek aslında sanatla uğraşan kişi için çok büyük bir altın bilezik. Ve de uçsuz bucaksız bir derya, onun da sonu yok. Sadece okumakla olabilecek bir şey değil. Sosyolojiyi, her şeyi algılamama yardımcı olduğu için çok severek okudum. Çok meraklı bir öğrenci olduğum için de böyle bir bölüm başarısı geldi. Yoksa okulda okurken de her zaman konserlere gidiyor, sürekli olarak müzikle ilgileniyordum. Hiçbir zaman okula gidip sadece ders çalışan birisi değildim ama, o sevgi ve ilgi başarıyı pekiştirdi herhalde.”

‘Kadına dayatılan roller’

Dile getirdiğim gibi, dikkat çekici bir özgeçmişi var Gündoğdu’nun… Böylesine kadın-erkek eşitsizliğinin çok yüksek olduğu bir ülkede bütün bunları yaparken zorluklar yaşadı mı diye soruyorum. Örneğin bu özgeçmişini bir erkek elde etseydi daha farklı yerlerde olurdu muydu acaba? “Zor bir soru” diye yanıtlıyor başarılı sanatçı ve devam ediyor: “Kadın olmak bu ülkede çok zor. Müzikten bağımsız olarak düşündüğümüzde de. Kadının maruz kaldığı, istatistiksel olarak ortada olan çirkin fizyolojik şiddetin dışında, maruz kalınan psikolojik şiddet de var. Ben kendim, müzisyen olarak böyle bir zorluk yaşadım diyemem ama şu var birazcık: Bir kadından beklenen aileye, eve dair bir takım roller var ve bu rollerle beraber dayatılan mükemmel kadın olma baskısı ciddi zaman talep eden görevler içeriyor; ama bir sanatçının aynı zamanda sanatını üretmesi, şarkı yazması, için harcaması gereken ciddi bir mesai var… İkisi arasındaki dengeyi kurmak zorlayıcı ve yıpratıcı olabilir. Müzisyen olmak ‘laylaylom’ olarak görülür ama okumaya, dinlemeye ve öğrenmeye aç bir şekilde sürekli araştırmaya dolayısıyla da zamanı iyi kullanmaya dayanır aslında.”    Gündoğdu, kendisi için geçerli olmadığını söylese de bir “anne müzisyen” olmanın zorluğuna değiniyor: “O sana biçilen rolleri yerine getirirken kendini geliştirmeye devam etmek çok büyük yükümlülük. O anlamda sektörde kadın olmak daha zor. Ama ben iyi şeylere odaklanıldığında onları çekebildiğimize inanan biriyim, o yüzden ‘Kadın olduğum için zorluklar çekiyorum’ diye düşünmüyorum. Her zaman büyük bir aşkla müziğimi yapmaya devam ediyorum. Ama ne yalan söyleyeyim ‘Evli olmak sıkıntı yaratıyor mu’ sorusuyla da sık sık karşılaşıyorum. Eşim de müzisyen olduğu için ve benim en büyük destekçim olduğu için sıkıntı yaşamıyorum. Annem babam gibi bir noktada. Onlar nasıl başarılı olmamı istiyorsa o da aynı şekilde…”   Yayımladığı şarkılara geliyor sıra… Son zamanlarda çoğu müzisyenin yaptığı gibi tek tek şarkı çıkarmanın tüketim alışkanlıklarını değişmesiyle mi alakalı olduğunu sorduğumda Gündoğdu, “Evet, her şey çok hızlı tüketiliyor. Aslında tek bir şarkı 3-4 dakikalık bir şarkının arkasında aylarca süren bir emek var, çok büyük duygusal bir yatırım var. Maddi olanı bir kenara bırakırsak. Herkes o bebeği gibi gördüğü şarkıyı bir anda bohçasından dökmek istemiyor. İlerde albüm olabilir tabii ki, biriktirdiğim çok fazla şarkı var. Önümüzdeki aylarda da her ay 1 şarkı olarak toplamda 3-4 şarkı yayımlamayı planlıyoruz” diye yanıtlıyor.

‘PR harikası değil’

Klasik, “Peki geri dönüşler nasıl” sorusunu yöneltiyorum, “Tepkiler çok güzel. Ben birazcık kendi yağında kavrulan bir şarkıcıyım aslında. Şimdi genelde bir şeyler çıktığında sponsorlar, şirketler, aboneli olan internet kanalları, radyolar, dijital mecralardan pompalanıyor. Eğer yeni şarkı çıkaran sanatçının mensubu olduğu şirkette başka ünlü sanatçılar da varsa herkes ağız birliği yapmış gibi ‘Muhteşem’ diye paylaşmaya başlıyor şarkıları. Böyle bir döngü hakim. Öyle bir düzenin uzantısı olarak çıkmadı beni şarkılarım günyüzüne. Üniversiteden çok yakın bir arkadaşım yaptı şarkıların prodüktörlüğünü. Hakikaten el emeği, göz nuru o anlamda. Kendi kendimize yayımlayıp çıkarttık. Şimdiyse benim şarkılarımı, tanımadığım, tesadüfen karşılaştığım insanlar paylaşıyor. Kendi kendine, böyle böyle yer altından ilerliyor aslında süreç. PR (Halka İlişkiler) harikası bir şarkıcı olmaktansa böyle olmasını da tercih ederim” yanıtını veriyor.   Ceren Gündoğdu’da “Halka ilişkiler” ya da daha çok kullanılan İngilizce terimiyle “PR” olmayışı önemli bir detay. Tercihinin neden bu olduğunu ve eksikliğini hissedip hissetmediğimi soruyorum, şöyle yanıtlıyor: “Ben öyle stratejik davranmayı destur edinmiş, bunu böyle yaparsak çok iyi olur şeklinde yaşayan birisi değilim. Yaşam şeklim de bence işime ve müzik yaşantıma yansıyor. Kalbiyle yaşayan bir insan olduğum için, müzik hayatımın akışı önüme güzel projeler geldi, onları kabul ettim şeklinde oldu. Hiçbir zaman şunu şöyle yapalım çok güzel olur diye yola çıkmadık. Şarkılar da o yüzden bence kendi akışında seyirciye ulaşıcak. Belki daha uzun süre alacak sesimi duyurmak, ama dinleyiciyle kurduğum bağ “gerçek” olacak. O gerçekliği yakalamak  benim için herşeyden daha kıymetli. Birazcık körler sağırlar birbirini ağırlar durumu var camiada. Hep aynı isimler, aynı kişileri destekliyor ya da aynı isimleri tanıdıysan destekleniyorsun, aynı isimler aynı festivalde. Yani hep aynı kişilerle ilerliyor müzik, ama çok  müziğe gönül veren ve gönül vermenin ötesinde yetenekli olan çok kişi var aslında!. Hep aynı insanların birbirini desteklemesi, sözde bir kardeşlik adı altında, aynı kişilerin birbirini pohpohlaması beni rahatsız ediyor açıkçası. Açmak lazım gözü kulağı. Bilinmeyene, duyulmayana merak salmak lazım…    Kendinle ilgili güzel sıfatları isminin önüne eklemek benim anlayışıma göre utanılacak bir şeydir. Onu geçtim, şu sosyal medya kullanımında kendini paylaşmak bile bir o kadar zor geliyor, ben daha senelerdir buna ancak adapte olabildim. Ben TRT’de program yaparken programım var diye paylaşım yapmaya çekiniyordum iki sene öncesine kadar. Bu yapıda birinin bir PR’cıyla çalışıp kendini “Muhteşem ses, büyük sanatçı” falan diye tanıttırması mümkün değil haliyle… Bu anlayıştayken o kafaya gidemezsin, belki de bu yüzden ben böyle bir yol seçtim. Ama belki de süreç içerisinde anlaştığım, hayata ve müziğe aynı pencereden baktığım bir yapımcıyla bir araya geleceğim kimbilir. Çünkü yetenekli ve kafası güzel pek çok yapımcı da var bu ülkede. Karşılaşma meselesi…”  Alternatif müzik konusunda da içini döküyor Gündoğdu: “Sadece pop müzik adı altında değil, alternatif müzik camiasında da çok güzel şeyler üretiliyor. Çünkü insanlar kendi ürettiklerini kendileri paylaşma gücüne sahip artık. Bu muhteşem bir güç bence. O yüzden ortaya müzik adına çok güzel şeyler çıkmaya başladı. Ama şöyle de bir tuzak var; sözlükten alternatif kelimesinin anlamına bakacak olursak, alternatif bir şey yapmak, anaakım olan şeyin dışında, özgün bir şey sunmaktır.   Fakat alternatif müzik adı altında birbirinin replikası o kadar çok iş çıkmaya başladı ki… Bir melodi alınıyor, hatta yabancı bir şarkıdan esinleniliyor, öyle düşünce akışı gibi üzerine sözler koyup, biraz da böyle ton dışı söyleyince alternatif müzik yapıyor oluyorsun gibi bir durum var. Alternatif olmak, birbirinin aynı olan işleri yapmaya dönüşmemeli. Pop müzik yapmıyorsan alternatif iş yapıyorsun gibi bir algı olmamalı… Bir kavram kargaşası var şu an.” Ceren Gündoğdu, son olarak gelecekte daha çok konser vermek ve festivallerde yer almak istediğini dile getiriyor.

Brassolist’le ilgili..

– Brassolist’in çalışmaları nasıl gidiyor?

Brassolist çok “niş” bir proje tabii ki. Herşeyden önce çok da iyi dostuz, arkadaşız hepimiz ve bu yaptığımız müziğe yansıyor. Hepsi İstanbul Devlet Opera ve Balesi sanatçıları. Onlarla şarkı söylüyor olmak apayrı bir güzellik ve ayrıcalık. Keza “Damdaki Kemancı” müzikali de öyle, benim için apayrı bir tutku… Caz konserleri ve müzikal projeleri stratejik olmak adına hayatımdan çıkarabileceğim, harcayabileceğim şeyler değil. Onlar benim apayrı, mutlu olduğum projeler. Ama ben artık ağırlığı kendi şarkılarıma vermek ve akustik konserlerimin sayısını arttırarak daha çok kişiyle buluşmak/kavuşmak istiyorum.